Standart

İktidar tepkiseldir, verilen tepkilerin sıradanlaşması ve kontrollü olması için yaşamı kısacası insanı kontrol altına almayı hedefler. Sanat ise yaşam içinde somut ve soyut tüm bağları, kontrolleri kırabilecek güce sahipi sınırsız bir eleştiri ve bağımsızlığı elinde tutar. Standart ise kişiselden toplumsala yayılan disipline edilmeye dair bir karşı duruş, bağımsız bir yaşam ve düşünce alanının ironik yansımasıdır.

Küratör: Melike Bayık

İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 1991 yılında Antalya’da doğdu. Elliye yakın sergide küratör ve sanat tarihçisi Marcus Graf’ın yanında asistan küratör olarak çalıştı. “Pardon, Kaçıncı Kat?”, “Olmadı Kaçarız” ve “Melior Mundus/ Ne İyi Dünya” sergilerinin eş küratörlüğünü yaptı. 2013 yılında Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Yönetimi Yüksek Lisans Programı’na girdi. 2017 yılı Ocak ayı itibariyle Sanat Yönetimi Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmakta ve tez öğrencisi olarak da eğitimini sürdürmektedir. 2017 yılı Şubat ayında ise Yeditepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Bölümü’nde de eğitimine başlamıştır. 2016 Güz döneminden bu yana İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde Görsel İletişim Tasarımı, Grafik Tasarım ve Mimari Restorasyon Bölümleri’nde Sanat ve Tasarım Kuramları, Sanat Tarihi, Müzecilik derslerini vermektedir. İstanbul Art News, Plato Sanat Blog, Box in a Box Idea, Sanatatak, Artful Living gibi gazete, dergi ve bloglarda sanat yazılarına devam etmektedir.

Toplumlar çeşitli sistemler dahilinde yönetilir, yönlendirilir ve biçimlendirilir. Dünyanın birçok noktasında demokratik, otokratik, totaliter ya da otoriter çeşitli yönetim tiplemeleri vardır. Bireysel ya da toplumsal olarak bir yönetim biçimi kişiyi ne kadar direkt merkezine alır? Dolaylı olarak konu kitleler olsa dahi yönetimler halkı ne denli odağında tutar ya da tutmalıdır?

Michael Foucault’un 18.-19. Yüzyıllarda o döneme dair bir yaşam biçimi üzerine temellendirdiği Disiplin Toplumu kavramı bugün dünya üzerinde hala geçerliliğini sürdüren bireylere ve topluma salt olarak indirgenmiş bir terimdir. Foucault hükümet, ekonomi, sosyal yaşam ve politikaya dair iktidar merkezli bir yönetim biçimini tasvirlemiştir. Disiplin Toplumu’nda üretim ve yaşam biçimleri içinde halk potansiyel bir karşı duruş olarak kontrol altına alınmalı ve yönetimi/iktidarı zorlamaya itecek bir gücü içinde barındırmamalıdır. Bu ve benzer gerekçeler ile halkın koltrol edildiği standardize bir vasyayona sokulduğu zorunlu bir yönetim ve disiplin yapısı görünürlük kazanır. Foucault toplumların kontrol altına alınma biçimlerini çeşitli yöntemler ile ele alır. Bu kontrol altına alma biçimleri içinde aslında birbirine paralel iki yapı gözle görülür. Bunlardan birisi disiplin merkezleri diğerleri ise disiplin toplumlarıdır ve bunlardan birisi olmadan diğerinin tamamlanması çok da mümkün değildir. Baskıcı bir yönetim biçimi kitleleri kendilerine ya da direkt yönetim biçimlerine dair olabilecek tepkisel bir yaklaşımı riske etmemek adına kontrol altına almayı hedefler. Bireysel olarak atılabilecek her küçük adımın bir çığ gibi büyüyerek iktidarın potansiyel bir tepkisellik olarak nitelendirdiği sosyal kısım yani toplumun bir araya gelip sesini daha yüksek bir tonajda çıkarmasıdır. Sözü edilen ses çıkarma, yönetime karşı olan tepkisel duruş, kasıtlı ve bilinçli olarak daha oluşmadan, ortaya çıkmadan kitlesel ve sivil bir halk eylemine dönmeden kontrol altına alınmaya çalışılır.

Foucault ise hükümetin kontrolcü bir yönetim biçimi karşısında oluşabilecek tepkiselliği dizginleyebilmesi ve hatta hiç olmaması adına ehlileştirilmiş modern bir toplum yaratma güdüsünden söz eder. Bugün, dünyanın birçok noktasında hangi ülke, devlet ya da genel anlamda yönetim biçimi ele alınırsa alınsın baskıcı ve kontrolcü bir yapı göz önüne gelebilirr. Demokrasi, otokrasi, oligarşi, otoriter ya da totaliter yönetimler bariz ya da kanıksanmış bir biçimde bireyleri çeşitli sınırlandırmalar altına alırlar. Yönetimlerin ekonomik ve sosyal yaşam çerçeveleri dahilinde kitlesel eğitim, ilerleme ve çağdaşlaşma eğilimi söylemleri ile halklar disiplin merkezlerine yönlendirilir. Yönlendirilen bu merkezler ise sosyal hayat içinde önemli olan eğitim kurumları, hastaneler, hapishaneler gibi yapılardır.

Standart sergisi ise Foucault’un Disiplin Toplumu kavramı çerçevesinde dünya üzerindeki toplumsal algı ve yönetim biçimleri, hükümetler üzerinden şekilleniyor. Sosyal ve toplumsal komuta mekanizması tarafından tektip yönetimi ve yönlendirmesi basitleştirilmiş bir toplumsal yapı gibi standardize edilmiş genel bir sınıf algısı yaratması üzerine çerçevelenerek disiplinlerarası çalışan 11 sanatçıyı bir araya getiriyor. Disiplinci bir iktidar aslında düşünce ve pratik sınırlarını ve parametrelerini belirleyerek normal veya sapkın davranışları belirleyip, yaptırıma tabi kılıp, toplumu yönetme ve kontrol altına alma gibi mekanizmaların işlerliğini aktif tutan bir yapı olarak beliriyor. Sergiyi de bu çerçeveye bağlı kalarak genel olarak Türkiye çerçevesinde ancak dünyadaki genel bir konu olarak ele alan sanatçılar, yeterli mantık sunan disiplin merkezleri ve disiplin toplumları arasındaki ilişkiyi tartışıyor. Umudun ve umutsuzluğun, kasıtlı ve kasıtsız bağımlılığın ince sınırlarında gezen sergi, sosyo-politik bir durumun altını çizerek, sanat ve sosyal eylem arasındaki muhalif duruşunu da görsel ve sözel, disiplinlerarası bir yaklaşım ile izleyiciye aktarıyor.

Sergide yer alan sanatçılar Zafer Akşit, Merve Dündar, Leyla Emadi, Işıl Eğrikavuk & Jozef Erçevik Amado, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, İhsan Oturmak, Yasemin Özcan, Ferhat Özgür, Erinç Seymen, Nasan Tur ve Yuşa Yalçıntaş standardize edilmeye çalışılmış bir toplumun, otoritenin sentezini çeşitli açılardan aktarıyorlar. Otoriyeteye dair olan itaat kavramı, kişilerin standardizasyona alışmış olmanın getirdiği oto kontrolleri ile gerçekleştirdiği tek tip eylemler, ehlileştirilmiş bir sosyal yapıyı ortaya çıkarır. Bu noktada farklı olan düşünce ve eylemler görünür değildir. Standart, bireysel ve toplumsal yapının kontrollü bir biçimde mantık çerçevesi dahilinde olağan hale getirilmesi, basitleştirilmesi, kontrol altına alınması, bilinçsiz ama kasıtlı bir itaatin göstergelerini fotoğraf, yağlı boya, video, yerleştirme, neon gibi farklı medyumlarda eser üretimleri ile ele alıyor. Bireysel ve toplumsal sayılan aidiyet, kimlik, cinsiyet, varoluş, siyaset, inanç ve kamusal haklar vb. birçok konunun iktidar nezdinde ele alınış biçimi oldukça çrtük ve bastırılmıştır. Sanat ise sınırları olmayan daha geniş bir pencereden çeşitli konulara yaklaşarak yönetimlerin baskı altına almaya çalıştığı konulara daha bağımsız bir göz ile bakar. Toplumun geneli iç içe, eklektik ve heterojen bir kültüre ve yapıya sahiptir. İktidar ise bu heterojen yapıyı kontrol altına alacak bir yaklaşım ile homojen bir oluşum kurgular. İktidar tepkiseldir, verilen tepkilerin sıradanlaşması ve kontrollü olması için yaşamı kısacası insanı kontrol altına almayı hedefler. Sanat ise yaşam içinde somut ve soyut tüm bağları, kontrolleri kırabilecek güce sahipi sınırsız bir eleştiri ve bağımsızlığı elinde tutar. Standart ise kişiselden toplumsala yayılan disipline edilmeye dair bir karşı duruş, bağımsız bir yaşam ve düşünce alanının ironik yansımasıdır.

Sanatçılar:
Zafer Akşit
Merve Dündar
Leyla Emadi
Işıl Eğrikavuk & Jozef Erçevik Amado
Özlem Günyol & Mustafa Kunt
İhsan Oturmak
Yasemin Özcan
Ferhat Özgür
Erinç Seymen
Nasan Tur
Yuşa Yalçıntaş